Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2020 Pazartesi

32 Senede 14 Şampiyonluk

İşte Fatih Terim'in yeni yardımcıları! Kimse beklemiyordu... - Son ...
Kendimi bildiğimden beri Galatasaray beni hep mutlu etti, kulübün altın çağının büyüme yaşlarıma denk gelmesi bundaki en temel sebep tabi ki. Başarılar elde edilirken de bir takım figürler ön plana çıktı oyuncu bazında Türk Altın jenerasyonun üyelerinin dışında, Hagi, Taffarel, Drogba, Sneijder, Selçuk, Arda diye uzayıp gider liste ancak antrenör bazında ön plana çıkan tek figür Fatih Hocadır.

Dün akşam maçtan sonra hocanın "Sevgili Galatasaraylılar, bu sene bizi affedin." açıklaması kalbime bıçak gibi saplandı. Takımın başında kaldığı dönemde 8 şampiyonluk kazanmış birinin bizden af dilemesi ağırıma gitti, 60'larının sonuna yaklaşmış bir adama nasıl bir baskı yüklüyoruz ki adam bizden af dileyecek psikolojiye geliyor. Tabi ki bu açıklamalar bu sezonki başarısızlığı değiştirmiyor ancak Türkiye'de hiç bir kulüpte olmayan bir efsane figüründe kıymetini biraz bilmemiz gerektiğini de söylemek lazım.

Özellikle ligin ilk yarısında hocayı amansızca eleştirdim, ondan hep daha fazlasını talep ettim, ilk yarıda kurulan yanlış kadro da onunda payı vardı en nihayetinde ancak hoca ikinci yarıda öyle güzel bir pas oyunu inşaa etti ki bu yeni jenerasyon hocalardan biri yapsa- ki abdullah avcıya pep guardiola muamelesi çekilen ortamdan bahsediyorum- yere göğe sığdırılmazdı. Hocanın pas oyunu pandemi sebebiyle sekteye uğrarken pandemi dönüşü bence hoca bir mucizeye daha imza atıyor, sakatlıktan kırılan takımı tam 8 orta saha oyuncusu ile kurgulayıp Guardiola'nın ıslak rüyalarında gördüğü 10 orta saha oyunculu sisteme selam çakıyordu.

Dünkü maç 32 senelik ömrümde şampiyonluğa oynamayan Galatasaray'ın ilk 5 dışına çıkma alışkanlığının bir tezahürü oldu, bana göre oyuncular tarafından bir maç satma olduğu fikri kafama mıhlanmış gibi ama yinede dün gece yaşananları aşabilmemin tek sebebi Fatih Hoca olacaktır.

96'dan 2020 yılına geçen 24 senede işinde halen başarılı olabilen teknik adamı geçtim kaç tane profesyonel vardır ki? Futbol gibi sürekli değişen dinamik bir olgunun içerisinde hocanın halen zirve diyebileceğimiz futbol oynatması hocanın ulu bir teknik adam olduğunun nişanıdır.

Medyada Önümüzdeki senelerde fener ve beşiktaş gibi maddi bir krize gireceğimiz ve çökeceğimiz teorileri ne kadar konuşulursa konuşulsun fatih hoca olduğu sürece ben bir şekilde iyi futbol oynayan bir takım olacağımızdan eminim.

2 Mart 2020 Pazartesi

Az Kuru Az Pilav Çeeek!

Evet bu iğrenç espiriyi artık yapmanın vakti gelmişti, Onyekuru'yu diyorum tabi ki , kendisine atılan berbat paslarda bile fiziksel anamolisi ile fark yaratıp pozisyon yaratan ancak kuvvetsizliğinden final paslarını veremeyen veya bitirici şutlarını çekemeyen Onyekuru...Kendisine döner pilav öneriyorum kuvvetlenmesi için

Berbat girizgahımızı da yapmışken maç hakkında da bir 2 kelam edelim, öncelikle Gençlerbirliğinin nasıl savunacağını göremeden gelen duran top Donk golü (ki ben bu golü 86. dakikada bekliyordum) maçı bizim açımızdan kaymaklı ekmek kadayıfına dönüştürdü. Soldan Onyekuru'nun koşularını besleyen Seri'ye , Merkeze çekilip Gariban Reise (Mariano) alan açan Soso eklenince, maç halı saha maçından hallice bir rahatlıkta geçti.

Onyekuru her ne kadar pas veremeyip şut atamasada, rakip savunma için öyle büyük tehdit ki rakip bek bir kez bile çıkamadı onun korkusundan, bu kadar iyi orta saha ve sağ bek performansının yanına gole aç bir falcao eklenince izlemesi biraz çıldırtan çoğunlukla güldüren bir oyun ortaya çıktı.

Galibiyet serisini 8 maça çıkarmak mühimdi bu başarıldı. Şimdi sırada Sivas deplasmanı var ve bu maç aslında 10 puan gerideyken kafamada kurduğum hedef maçtı. Günün şartlarına bakıldığında o zamanki ehemmiyetinde olmasada galip gelinmesi durumunda Sivasın şah damarının kesileceği kanaatindeyim.

25 Şubat 2020 Salı

Bahar Geldi ! Hoca Geri Döndü

2020 gerçekten enteresan başladı benim için, 2019 son aylarında 30 yıllık yuları çözmek için askere gitmemle başlayan süreç ve 2020 Şubatında Nişanlanmam ile evlilik yoluna girişim. Evet ben ve evlilik kelimeleri en az Galatasaray'ın Kadıköy'de galibiyet alması kadar garip duruyor. Ama 2020 yılında ikisi de gerçekleşti beni çok mutlu ederek.


Sahaya cüretkar bir 11 ile çıkan Terim, haftalardır Fenerbahçenin muzdarip olduğu problemleri çok iyi etüt edip oyuncuları bu konuda çok iyi çalıştırmış. Attığımız korner golünda Falcao'nun ön direk koşusu ve Feghouli'nin Amerikan Futbolu savunma oyuncuları gibi 2 oyuncuyu bloke ederek Donk için konforlu bir alan oluşturması derslikti.


Esas konuşulması gereken ise ana oyun planı olan Onyekuru'nun half space koşularıydı.

half space ile ilgili görsel sonucu

Onyekuru maçın 30. saniyesinden itibaren sürekli olarak half space bölgelerine depar atarak pozisyonlara girdi, tabi ki burada fener savunmasının birbirine alışkın olmaması, pozisyonu olmayan oyuncuların oynamaması, ilerde pres yapılmaması ve rahat top atılmasına sebep verilmesi gibi nedenler sayılabilir, ancak bunlar bilinse de sahada bunları ısrarla başarıyla uygulamak takdire şayan bir durum ortaya çıkarttı. Onyekuru 4-5 gol atıp derbi tarihine geçicek bir performansı gösterecek pozsiyonlara girse de biraz yetenek noksanlığı onu sadece 1 golde bıraktı. Bu noktada Falcao'ya da parantez açmak lazım, Serdar Aziz onunla birebir oynasa da vücuduna atılan her topta Serdar'a üstünlük sağlayıp Onyekuru'ya alan açıp onu beslemeyi bildi, ve sakatlık olmasa takıma nasıl inanılmaz bir katkı sağlayacağının pırıltılarını verdi.

Nihayetinde 20 senelik galibiyet hasreti 3-1 'lik net bir skor ile gelirken şampiyonluk yolunda inanılmaz bir rüzgarıda takımın ardına kattı. Bundan sonrası yokuş aşağıya ve direksiyonda çok tecrübeli bir Sürücü var.


19 Ocak 2020 Pazar

Kış Güneşinde Çiçek Açan Ağaç mıyız yoksa Bahar mı Geldi?

Lige verilen ardından 2. yarıdaki ilk maçı bir pazar öğleden sonrası maçı ile açtık ve zor da olsa 2-1 kazanmayı başardık.


Belhanda yerine Emre Akbaba'nın ilk 11'e yerleştiği düzende Emre'yi rakip kaleye daha yakın tutmak adına 4-3-3'den 4-2-3-1 e geçiş oldu, ben açıkcası maç önceside takımı dizememiş acaba ömer bayramın merkeze gelip emrenin sol kanada geçtiği bir 4-3-3 mü izleyeceğiz diye düşünmüştüm.

Bu maç özelinde gözle görülür en önemli fark takımın dizilişinden ziyade beklerin özelliklede saraccinin performansıydı. Genellikle çok hareketsiz ve genelde topu alanın gevşek gevşek geriye pas attığı bir takım olduğumuzdan saracci gibi bindirme yapmasının yanı sıra defanstan çalım atarak yada kaptığı toplarla hemen rakip sahaya hücum eden bir oyuncunun varlığı takımı olduğundan çok daha iyi duruma taşıdı. 2. devre saraccinin bu performansı sürekli olacaksa takım olarak çok avantajlı bir konuma geçeceğimizi söyleyebilirim.

İlk devre Falcao futbol topunu ilk kez görüyormuş gibi davranmasa çok rahat 3-0 4-0 olacak maçtı aslında, Falcao halen hazır değil, ancak maçın sonunda geriye koşup yaptığı müdahale bu maç için bana göre imzasıydı.

Bu maç özelinde eleştiri getirilecek konular belli, net stoper eksiğimiz var Marcao Donk dallamalarına daha fazla taammül edemiyorum, bide Soso böyle oynicaksa hiç oynamasın 4 aydır bekliyoruz ha oynadı ha oynayacak diye..

sözün özü şu kadıköye kadar 5 de 5 hedefinin ilki geçti 4 maçı alıp kadıköyden beraberlik koparabilirsek şampiyonluk mevzusunu tekrar masaya yatırabiliriz.

22 Kasım 2019 Cuma

Return of "bağırış çağırış"

Başlığı ben atmadım, askerde olduğum süre boyunca evde maç izlenmediğinden maçtan önce kardeşim abi bu akşam maç mı var? oooo return of "bağırış çağırış" dedi, sinirden ona gülüyorum çocuk ne güzel analiz yapmış.

Sakatlıklardan dolayı ideal 11 diye betimlediğimiz ve sezon başından beri hiç bir zaman bir arada oynayamayan takımdan bu sefer çok fazla oyuncu yoktu. Fatih hoca da fırsattan istifade 3'lü savunmaya devam kararı vererek en azından orta sahayı vermemek ve topa sahip olmayı planlamıştı. Hocanın planladığı orta sahaya sahip olma ve topa hakim olma hem nicelik üstünlük hemde rakip orta sahanın milli takımdan aşırı yorgun gelmesi nedeniyle tutmuştu.

Ancak futbolun bir skor oyunu olduğu ve meşin yuvarlığın 2 oda 1 salon büyüklüğündeki kaleden içeri girmedikçe bir şey ifade etmediğini hemen hemen her seferinde bize söyleyen fatih hocanın kendisi - ki ben bu argümana katılmıyorum-,  2 senedir iyi futbolun peşinden gitmek yerine kazanan daima haklıdır düsturu ile bize yani taraftara ayar verip duruyordu.Bu maçta ise Son 2 lig maçındaki futbol şansı yanında olmayınca devre 0-0 bitti.

Burada Adem Büyük'e bir parantez açmak istiyorum, hiç bir şey yokken orta sahada arkası dönük adama arkadan neden tekme attığını, sonrasında tekme attığı adama neden atarlandığını, kart gördükten sonra hakeme neden sövmeye devam ettiğini, 2. devrede rakip ceza sahasında sırtı dönük adama neden tekme attığını sormak istiyorum. Zira saha içerisinde yaptıkları TV ekranında onun zeka pırıltıları olarak bize gözüktü.


Maça dönecek olursak 2. devrenin başında okan hocanın oyuncu değişikliği ile oyun üstünlüğünü eline almasını beklerdim, ancak o çok uzun süre aynı 11 ile devam etti akabinde zorunlu mahmut değişikliği ve peşine berkay özcan değişikliği ile 2 tane ofansif orta sahayı oyuna attı, oyuna attığı bu taze ayaklar girdikten 10 dakika sonra bizim fileleri havalandırmıştı bile. Biz ise halen Crivelli'nin rüzgarı ile yere düşen Marcao ile oyuna devam ediyorduk, yedek kulübesinde eminim ondan çok daha iyi mücadele edecek 2003 doğumlu kardeşimiz otururken hemde.

Basın toplantısını dinlemeden bu yazıyı yazdım, basın toplantısı büyük ihtimal sakat oyuncular , milli araya sövmeler ve ocak ayına göndermeler ile geçip gidecek.

Tek isteğim var, fatih hocam ! bizimle taşşak geçmeyi bırak şu takımdaki zeka seviyesi yerlerde olan oyuncuları ivedi şekilde takımdan gönder, yerine adam almasanda olur!


18 Ekim 2019 Cuma

Gerçeklerle yüzleşme

Skor açısından iyi geçen milli takım arasının akabinde süper lige dönüş heyecan yaratsa da takımın oynadığı oyun yine beni mutlu etmedi.


Milli takım arasından önce oynanan skandal futbolun ardından sakat ve cezalılarda varken hoca yeni oyunculara şans verdi, bu aslında tam bir neşter değil zorunluluktu. Ancak generallerin kenara gelip askerlerin sayısının artmasıyla takımda gözle görülür bir dinamizm artışı gerçekleşti.

Andone hocanın istediği takım savunmasını önde başlatan presi gerçekleştirirken , Ömer bayram hem top kazanması hem topla çıkışları ile takımın diğer maçlarda olan eksiğinin ne olduğunu gözümüzün içine soktu. Takım savunmasında ise değişen bir şey yoktu, 4'lü savunma S.O.S. vermeye devam etti ve Muslera devleşerek takımı ilk devrede ayakta tuttu. Muslera kurtardıkça Sivas daha coşkuyla üzerimize geldi buda arka tarafta büyük  açıklar vermelerine neden oldu ki buradan gollerde geldi.

Emre Mor pas/dripling kararının vermeyi öğrendiğinde büyük oyuncu olacak belki ancak benim gördüğüm belki 30 yaşından sonra bunu öğrenir, bu ayrıntıyı belirtmemin sebebi şu ilk devrede hızlı hücumlarda sadece 1 kez doğru kararı verip babel'i buldu ancak haftalardır takımın el freni olan babel bu pozisyonuda 3 şut fake'i atarak harcamayı başardı.

Nihayetinde ilk devre sonunda tabelada 2-0 yazarken takımda sadece 4 oyuncu (Andone, Ömer, Şener ve Muslera) takımın iyileri olarak öne çıkıyordu. 2. devrenin başında Sivas'ın eksilmesiyle çok rahat bir maç olacağı hissiyatı oluşmuşken GERÇEKLER GÜN YÜZÜNE çıktı.

Takım sanki hazırlık kampı geçirmemiş gibi 60. dakikada fiziksel olarak bitti, Sivasspor özellikle Emre Mor'un yardıma gelmemesi nedeniyle Şener tarafını işlemeye başladı, özellikle 3-1'den sonra hocanın yaptığı oyuncu değişiklikleri ile zaten kötü olan savunma tamamen iflas etti. Oyuna giren Yunus, Seri, Donk neredeyse 0 katkı sağlaması takımı olası bir puan kaybının kıyısından döndürdü.

Bu maç skor açısından iyi bitmiş olsa da oyun açısından umutlanmamız için hiç bir done vermedi, ve geçen sezon ki devre arası kondisyon yüklemesi gibi bir şey yaşanmazsa bu takım Nisan ayında havlu atar.

P.S. Hoca bu sezon hiç olmadığı kadar çekinik ve pısırık duruyor, ve pas futboluna takmış durumda, hocam elinde Andone gibi bir santrafor varken boşver pas oyununu falan bildiğimiz presli dikine oyunumuzu oynayalım biz....

5 Ekim 2019 Cumartesi

Fatih 6222 Terim

Blog yazılarımda giderek Hıncal Uluç kıvamına geldiğimin farkındayım, ancak Terim dönemlerinde üst üste 2 maçımızın 0-0 bittiğini cidden hatırlamıyorum, hatırlatmak isteyen beri gelsin. 

Bugünkü maça gelirsek;


Falcao, Lemina ve Luyindama'nın olmayışını cuma gününden kabullenmişken, bugün Seri'nin de gıda zehirlenmesi yaşaması - bu kadar yatırım yapılan bir adama kuru fasülye pilav mı yediriyoruz abi , yemeksepetinden bozuk tavuk mu yediriyoruz nasıl zehirlenir bu adam- takımın orta sahası için İFLAS anlamına geliyordu öylede oldu.

Allah'ın cezası 4-3-3 diziliminden vazgeçmeyen Terim bu maça özel bir trolleme daha yaparak büyük kaptan Selçuk İnan'ı -PSG maçında takımın biraz hızlı oynaması hocanın hoşuna gitmedi herhalde ki takımın hızını 0'a indirmek için Büyük kaptan Selçuk İnan'ı 11'e aldı- ilk 11'e yazdığında bu maçı izlememe kararı almalıydım evet. Zira insan kendine bu eziyeti yapmamalı.

Ama ne oldu izledim, doğu toplumuyuz , acıdan zevk alıyoruz ya gene izledim bu rezil 90 dakikayı ve artık puzzle kafamda tamamlandı.

Sanırım 10 resmi maç oldu, artık şundan eminim ki bu isim isim çok çok iyi gözüken oyunculardan sadece 4-5 tanesi gerçekten iyi futbolcu, geri kalanlar ya geçen sene son kurşunlarını atmışlar yada zaten o seviyelere hiç gelmemişler. Üstüne bir de kötü malzemeden hiç bir zaman güzel yemek yapamayan Fatih hocam eklenince bu maçla birlikte bu takımdan beklentimi tamamen sıfıra indiriyorum, zira bu takımın yetenek dışında disiplin problemleri de var.

Mariano burada futbol oynamak istemiyorsa -ki bu maçta erkenden duşunu almak için rakibin sırtına yumruk attı- sezon ortası bile beklenmeden transfer tahtası açık olan bir lige yada brezilyaya yollanabilir.

Emre Mor 94. ve 95. dakikalarda dahi topla vedalaşamıyorsa, A takımla idmana çıkması engellenip, 21 yaş altı takım ile hayatına devam edebilir.

Selçuk İnan'ın yapacağı hatanın 10 katını 16 yaşındaki Mustafa Kapının yada Abdussamed Karnutcunun yada Atalay Babacan'ın yapmasına razıyım. Troll hesaplar birde utanmadan Selçuğun ilk devre 38/38 pas isabetiyle oynadığı bilgisini verdiler, arkadaşlar bu oyun matematik değil sahada oynanıyor kağıt üstünde değil gözümüz var Allah'a şükür.

Hoca bu maçtan sonrada bir düşman yaratmak için hakeme , federasyona , ali koç'a falan sayıp söver, cezasını da alır paşa paşa tribüne geri döner. Zaten ona karışan eden , hesap sorabilen biride yok yönetimde, ceza aldıktan sonra bildiriler falan yayınlanır, mağdur edebiyatı yapılır öyle böyle sezonu yeriz.

Ama şuanda şuna çok gülüyorum.

PSG maçından sonra güzel günler yakın demişti Hoca ama başka bir şeyden bahsediyor sanırım, kendisinin şu halinin ve bu kadronun biz taraftarlara güzel günler göstermesi imkansız.

Bu arada Güzel günlerden kastım Şampiyon olmak değil , her hafta Galatasaray maçının gelmesini iple çekmek benim için güzel günler, en son bunu ne zaman mı hissettim? Terim'in 3. gelişinde 2011'de .

2 Ekim 2019 Çarşamba

Bir Umuttu Yaşatan İnsanı

Hiç bi kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız bayramdı
Bir umuttu yaşatan insanı
Aldım elime sazımı


Nejat Yavaşoğullarının yazıp besteleyip Bulutsuzluk Özleminin yorumuyla dinlediğimiz enfes eser gibi bir Galatasaray var bu sezon. Her maça büyük umutlar, büyük beklentiler ile hazırlanıp, maç sonrasında hüsranı yaşıyoruz.

Kağıt üzerinde içerdeki PSG maçı umut etmediğimiz, hayal kurmadığımız, fikstürde yokmuş gibi davrandığımız maçtı. Ama oynanan oyun bu takımdan umutlanmamız için bir kaç sebep sundu.



İlk 11 ' ler açıklandığında twitter Türkiye gündeminde 4-4-2 neredeyse ilk sıraya kadar yükselmişti, ancak sahaya çıktığımızda savunmada 5-3-2 hücumda ise 3-5-2 dizilişi ile sahaya yayılıyorduk. Maçın ilk 15 dakikası da bu yeni sistemin doğum sancılarını çekerek arka arkaya pozisyonlar vererek geçti ancak 15 dakikadan sonra takım yavaş yavaş sisteme adapte oldu, ilk 15 'de kaptan Muslera yaptığı kurtarışlarla takımı ayakta tutarken, 15. dakikadan sonra Seri ondan beklediğimiz oyunu yavaş yavaş ortaya koydu ve N'zonzi ile berabere yavaş yavaş orta saha hakimiyetini almaya çalıştı. Almaya çalıştı diyorum zira iki takım arasında fersah fersah kalite ve oyun ezberi farkı vardı. Ancak PSG'nin maçın geri kalanında kalemizde hegomonya kuramaması bizim için sevindiriciydi.

Maçın 2. devresinde beklenen golü yedikten sonra takımın hücumda neler yapabileceğini de test etmiş olduk, ve ne yazık ki bu güzelim orta sahaya eşlik edecek bek oyuncularımızın olmadığını bir kez daha gördük. Yuto savunma görevlerini vasat seviyede ifa ederken, her hücum çıkışında saçma sapan ortalar kesmeye devam ederken, Gariban Reis Mariano artık yaşınında getirdiği atletizm yoksunluğu ile hücuma gerekli desteği veremedi.

Ayrıca Babel ben merkezli oyununa devam ederken, Falcao'nun bu maçtada ceza sahası içerisinde topla buluşturulamaması ve Belhanda'nın oyun liderliğini alamaması gol yollarında etkisizliğimizin sürmesine nedenler olarak gösterilebilir. Ancak bunlar aşılamayacak sorunlar değil!

Maçın çok analiz edilecek bir tarafı yok, beklenen sonuç oldu, bu saatten sonra taraftar olarak yapmamız gereken hocaya güvenip, bekler olmadan merkezden hücum planları oluşturabilen bir takım inşaa etmesi, yapabilir mi? Elbette yapabilir...


28 Eylül 2019 Cumartesi

Galatasaray-Fenerbahçe Maç önü

Sezonun en çok heyecan yaratıp hiç bir şey vermeyen dönemine yani Fenerbahçe-Galatasaray derbisine geldik. İki takımda 2013 yılından bu yana oynanan derbilerde güzel futbol gösteremediler, işin ilginci 2000'li yılların başlarında futbol açısından fukara olan maçlarda gerginlik olur kavgası dövüşü vs. konuşulurdu, son yıllarda bu da ortadan kalktı, iki takımda birbirinden korkarak, çekinerek, önceliği gol yememek olarak sahaya çıkıyor.

Sezonun henüz 6. haftası olmasına rağmen sezonun gerisi açısından kazananın büyük bir rüzgar yakalayacağı aşikar özellikle Beşiktaşın yönetim, teknik direktör Trabzonspor'un da sakatlık sıkıntısı çektiği bu sezonda şampiyonluğun bu 2 takımdan birine gideceği %99 ihtimal gibi bir şey dolayısıyla bu maçında bize güzel futbol vaad etmeyeceğini peşinen söyleyebiliriz. Temaşa açısından Pazar günü oynanacak Trabzonspor-Beşiktaş maçı daha vaatkar.



Saha içerisine gelirsek, evet yukarıda görüldüğü gibi maç başlangıç takımları bekliyorum. Galatasaray Stoperlerini ve beklerini de orta sahaya yaklaştırarak alanı daraltıp ilk dakikalarda büyük bir baskı kurmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Fenerbahçe'nin bu baskıyı kırmak adına Gustavo-Emre-Tolga 3'lüsü ile merkezi tutmaya çalışıp, Gustavo ve Emre'nin uzun topları ile Kruse Tolga ve Moses'i koşturmayı planlayacaktır.

Son yıllarda Şampiyonlar Ligi'ni esas alıcak olursak - ki büyük liglerde de böyle- büyük maçlarda topa daha az hakim olan takımların istediği sonuçları aldığını görüyoruz, bunun en temel sebebi topa hakim olunduğunda topa mahir oyuncularınız yoksa hata yapma ihtimalinizin artması ve kaptırılan topların 3-4 pas ile hemen kalenizde pozisyona dönüşmesidir. Ayrıca organize hücum etmenin organize savunma yapmaktan çok daha fazla tekrara ihtiyaç duyması bir başka neden olarak gösterilebilir.

Bu kadar genel futbol kelamı ettikten sonra maç özelinde Galatasaray'ın maçı kazanacağı tek senaryo geçen seneki gibi 2-0 öne geçmesi olarak gözüküyor, her ne kadar geçen sezon maç 2-2 ' e gelse de bu sezon ki kadro böyle bir avantajı elinin tersiyle itmez, doğal olarak Galatasaray ne yapıp edip ilk devrede dengeyi bozmaya çalışacaktır.

Fenerbahçe ise skor ne kadar süre eşit giderse avantajını o kadar arttıracaktır, hatta ve hatta Ersun Yanal 60. dakikaya 1-0 geride girilmesini bile kabul edebilir, nihayetinde inanılmaz formsuz durumda olan Fatih hocanın oyuna müdahalede geciktiği yada yanlış müdahale ettiğini bu sezon bir kaç kez gördük. Dolayısıyla yarın ki maçta Max Kruse Fenerbahçe için maçın en kritik adamı olarak ortaya çıkıyor, geri dönüşlerde adam paylaşımı doğru yapılmazsa Kruse'nin bunun cezalandırabileceği apaçık ortada.

Ezcümle, yarın ki maçın ne kadar eğlenceli olacağı tamamen Galatasaray'ın temposuna bağlı, o temponun artması içinde teknik-taktikten ziyade Türk Telekom Arena tribünlerinin çok formda bir maç geçirmesi gerekiyor, zira Galatasaray'ın bir numaralı silahı ne yazık ki sahada değil Tribündeki taraftarı. 

24 Eylül 2019 Salı

Üçlü Forvet #13. Bölüm : Fikret Orman ! Ve Avrupa'da Takımlarımız

Fikret Orman'ın istifası ve bu hafta oynanan Avrupa maçlarını ve lig maçları hakkında keyifli bir sohbet geçirdik. Keyifle dinlersiniz umarım.


22 Eylül 2019 Pazar

Kulübenin Verdiği Puanlar

Şampiyonlar ligindeki Brugge deplasmanının ardından Malatya deplasmanında maç öncesi genel kanı Galatasaray'ın puan kaybetmesi yönündeydi ancak öyle bir maç oynandı ki maçın sonunda Galatasaray adına çok rahat kazanılabilecek bir maçta bırakılan 2 puan oldu.

 

Galatasaray Falcao, Feghouli, Belhanda'nın olmadığı hem rotasyonlu hemde daha önceki maçların aksine merkezi kalabalık tutan yukarıdaki diziliş ile çıktı. Hücumlarda Babel ve Adem sürekli yer değiştirerek savunmayı dağıtırken Ömer Bayram Yuto'nun kanadına yanaşarak pozisyon üretmeye çalıştı nihayetinde Galatasaray golü de Ömer'in çizgiye inip açtığı ve Seri'nin bomboş vurduğu kafa vuruşundan geldi. İlk devrede Galatasaray adına göze çarpan en önemli özellik diğer maçlarda olduğu gibi Ömer bayram'ın orta sahaya kattığı büyük dinamizmdi . 
Golden sonra daha ortodoks bir 4-5-1 dizilimi ile sahayı parselledi Galatasaray. Hücum tercihlerinde Nagatomo'nun olduğu sol tarafı tercih ederken yine Malatyaspor'da maçın sonuna kadar yapacağı gibi Galatasaray'ın sol tarafına hücum etti ve gol de oradan gelecekti.


Levent hoca Yuto'nun ilk yarıdaki performansından memnun kalmamış olacak ki ikinci devre Galatasaray orta sahasının dinamosunu çok verimsiz olduğu Sol beke çekerek başladı, Yuto yerinede Lemina'yı sahaya sürdü ve Galatasaray bu sezon ısrarla denediği 4-3-3 dizilimi ile başladı. 

Bu değişiklik Sergen hocanın ıslak rüyalarında görebileceği kadar güzel bir değişiklikti çünkü hem Lemina, Babel sol tarafa yardıma gelmiyordu, hem Ömer'in orta sahadaki dinamizmi ortadan kalkıyordu, hemde çok verimsiz bir sol bek Ömer Bayram ile Guilherme başbaşa kalıyordu. 

Buna rağmen Malatyaspor yaratıcı oyuncu eksikliğinden dolayı net pozisyonlar yakalayamadı, ve yakalayamadıkça arkada pozisyonlar vermeye başladı, ancak özellikle 2. devre inanılmaz verimsizleşen Adem Büyük, yorulan Andone ve laubali Babel ileri hattı Galatasaray'ın yakaladığı 2 net gol pozisyonunu harcadı. Bu dakikalarda oyun Falcao diye bağırırken Levent Hoca Falcao'yu 90. dakikada skor 1-1 olduktan sonra oyuna aldı. Hiç almasaydın be hocam adamı da soyundurdun o kadar niye zahmet ettin.

5 hafta ve 7  resmi maç geride kalmışken Galatasaray ortaya müşahhas bir oyun planı sunamadığı gibi bunun kıvılcımını dahi veremedi. Hoca artık zırt pırt ceza alacak açıklamalar yapmaktan vazgeçsin yada o benche kendi kalibresinde oyun okuyabilecek birini koysun zira elimizdeki maçları vermekten artık sıkılmaya başladım. Önümüzdeki hafta sezonun ilk kırılma maçı olacak taraftar bu zamana kadar sabretti ancak Eylül sonu artık geldi Fener karşısında sadece galibiyet yetmez sürklase edecek bir futbol görmek istiyorum! 

18 Eylül 2019 Çarşamba

Brugge

Avrupa'nın en güzel kentlerinden biri ayrıca en troll kentlerinden biridir Brugge. 2010'da ki interrail duraklarımdan biriydi, kente adım attığımda sokaklarda insan görememiştim, hostel görevlisine neden sokakta öğlen vakti hiç insan olmadığını sorduğumda "dün gece kentte büyük bir parti vardı herkes uyuyordur " cümlesi ile beni dumura uratmış akabinde otel lobisinde çalan Emrah-Elin narin şarkısı ile troll seviyesini üst noktalara çıkaran, gitanes sigarasını enfes belçika çikolatası eşliğinde tüttürebileceğiniz, endülüs soslu patates kızartmasının dibine vurulan   her faninin ziyaret etmesi gereken bir kent vesselam.

Galatasaray 2019-2020 Şampiyonlar Ligi grup aşamasının ilk maçında bu özgün kentteydi, pek tatmin etmeyen oyun ve 1 puan ile İstanbul yoluna şu dakikalarda çıktı.


Maça yukarıdaki gibi savunma güvenliği öncelikli bir anlayışla çıkmıştı Fatih hoca ilk 10 dakikadaki baskı hariç pas yaparak ilk devrenin geri kalanını kontrol etmeye çalıştı ve görece başarılı oldu diyebiliriz. Takım hücum etkinliği gösteremedi belki ama %55'i geçen bir yüzde ile topa sahip olarak ciddi bir baskı yemedi. Ancak özellikle Yuto'nun çıktığı 3 hücumda, Yuto'nun her zamanki gibi isabetsiz bir ortasının akabinde Brugge takımı topu kaptıktan sonra Yuto'nun arkasına atılan 3 top ile net gol pozisyonları yakaladı. Bek performansımız dip yaparken, beklerin bu isabetsiz ortalarını Seri yeterince sert olsa teker teker toplar yada Brugge'un bu dönen topları bu kadar rahat oynamasına müsaade etmezdi, Seri'nin sertleşmesi gerekiyor.

İkinci devrenin hemen başında bir 2'li mücadelede gözüne darbe alan -ki maç öncesinde kondisyonunun 60 dakika olduğu rapor edilen - Lemina'nın yerine Emre Mor oyuna dahil oldu ve Galatasaray dizilimi aşağıdaki gibi oldu.


Beklenmedik bir biçimde bu dizilim Brugge takımına inanılmaz ters geldi özellikle Emre Mor'un beyinciksiz bir bıldırcın misali yaptığı driplingler Brugge sol kanadını zorladı. Bu bölümlerde daha etkin bir Falcao olsa gol bile gelebilirdi ancak Falcao bu maç çok kötüydü, maç sırasında Falcao diye Burak Yılmaz'ı mı aldık herif ofsaytta uyuz köpek gibi kaşınıyor cümlesi ağzımdan dökülü verdi. Yeni dizilimden sonra orta sahaların biraz düşüp git gele dönüşen maçta gol atmaya kimse muvaffak olamadı ve maç başladığı gibi bitti.

Futbol açısından beklentilerimin yine karşılanmadığı -hatta yenmemiz gerektiğini düşündüğüm bir maçtan 1 puan alarak Avrupa Ligi biletini cebimize koymuş olduk, ancak Fatih hocanın bu ham madenlerden oluşan kadroyu bir sarraf zerafeti ile işleyip göz kamaştırıcı bir ziynet haline getirmesi için epey uzun bir yol gözüküyor.  


14 Eylül 2019 Cumartesi

Zaman Çare Olacak Mı ?


İlk 3 haftada tatmin etmeyen futbol, 15 günlük milli takım arasından dönüş (Muslera Çarşamba sabah maç oynadı taa dünyanın öbür ucunda), Fatih hocanın cezalı olması (hocamsız 21 maçta alınan 10 galibiyet), Brugge deplasmanının varlığı gibi nedenlerden Galatasaray kamoyunun aksine maça dair büyük beklentilerim yoktu. Her ne kadar twitter'da gaza gelmek için şunu atmış olsamda, maç öncesi bahis tahmini soran arkadaşlarıma hele bi bekleyin takım sahaya çıksın anlarız ne oynadığımızı şeklinde laflar ediyordum ki maalesef kaygılarım haklı çıktı. (Tüm bahis camiasına tekrar geçmiş olsun)



Sahaya yukarıdaki görüldüğü gibi asimetrik bir W-W ile dizildiğimizi ilk 15 dakikada maçı izleyen herkes görmüştür sanırım, sahanın her noktasını kontrol etme açısından kağıt üzerinde güzel gözükse de tıpkı imar planlarında çizdiğimiz her donatının fiiliyatta hemen faaliyete geçmemesi gibi bu sisteminde sahaya çıkar çıkmaz mükemmel bir şekilde uygulanamayacağı aşikar. Bu dizilimin şu anda bayrak taşıyan takımı Pep'in City'si ve o takımın hücum varyasyonlarının temeli topsuz yapılan koşular ve onların beslenmesi. Toplu oyunda statik kalmak gibi bir problemimiz var (şaşırtıcı bir biçimde Lemina sakatlığı sonrası Ömer Bayram orta sahaya dinamizm kattı) , statik kalmamızın asıl nedeni ise açık bir biçimde belhanda, soso, babel gibi topu ayağına isteyen ve topsuz oyunda genelde hareketsiz kalan oyuncuların varlığı. Falcao'yu bu 3 oyuncudan ayırmak gerek, zira Diagne 'nin de eklendiğinde tamemen defans kucağında bekleyen takıma oranla bu maçta falcao orta sahaya gelerek hem pas istasyonu oldu, hemde üst düzey bir santraforun yapması gerektiği gibi ceza sahası dışından içine muhteşem koşular yaptı özellikle ilk devrede. (yuto ve marianonun zaman geçtikce El Tigre'ye bir çok asist yapacağının habercisi bu ceza sahası içi koşuları) Eğer hocam bu düzende devam edecekse falcao arkasındaki 3'lünün çok daha hareketli bir oyuna evrilmesini sağlaması gerekiyor.

Zaman hücum organizasyonlarının çaresi olacaktır, o konuda hiç şüphem yok ancak endişe etmemiz gereken ciddi bir sorunumuz var. Stoperlerimiz geçen seneki form durumlarının fersah fersah gerisindeler. Form durumlarının düşük olmasının yanında özgüven mi yoksa vurdumduymazlık mı henüz kestiremediğim bir kafa yapısına da bürünmüş durumdalar. Marcao bu maçta 2-3 kez defansdan çıkarken hemen arkasında adam olan oyuncuya pas atıp top kaybına davetiye çıkarttı, bir kerede defanstan çalım !!!! yaparak çıkmaya çalıştı. Luyindama ise en son orta sahada Zidane'ın rulet hareketiyle adam geçmeye çalışıp top kaptırıyordu.  Bunları bu kadar düzgün kelimeler ile nasıl ifade ettim inanın bende bilmiyorum, zira bu 2 oyuncuya inanılmaz sinirliyim.

Son 2 sezon kombine sahibi olduğum Kasımpaşa'yı ise beğenmedim. Ama onların sorunun oyuncu kalitesiyle ilgili olduğunu düşünüyorum, geçtiğimiz yıllarda Diagne, Trezeguet, Neumayr, Mensah gibi oyunculara sahip takımda bu sezon o kaliteye yaklaşacak bir oyuncu yok. Yine de Kemal hoca faktörü ile düşme tehlikesi yaşayacaklarını zannetmiyorum. ( Turgay Ciner yine saçmalamazsa tabiki)




16 Ocak 2014 Perşembe

Galatasaray-Tokatspor 15.01.2014


Hafta içi kupa maçı, zevksiz olması için yeterli sebep
Maç günü İstanbul'a gelen takımdaki bitsede tekrar sıcak sulara geri dönsek modu.
2. yarıdaki 1-0-9 taktiği
Felipe Melo Brezilya milli takımında yer almalı
Penaltı olmayan pozisyonun gol, penaltı olanın gol olmaması
Gönderilmesi an meselesi olan Nureddinin veba busesi.

3 Ekim 2013 Perşembe

Zafer mi? Hezimet mi?



Yeni ayılıyorum, doğrudur, dün çayı fazla kaçırdım net, zaten boktan bir haber aldım, en yakın arkadaşım 2 ay daha sahalardan uzak kalacaktı, chrismas olmasa ömür billah tutacak ibneler orda her neyse....

dedim ya zaten üzgünüm bide galatasaray mahkum oynuyor, kalbim iyice sıkışıyor, eyvallah juventus ile torino'da oynuyorsun da bildiğin shaktar karagandy muamelesi yaptı adamlar bize...

maçın başındaki vucinic semih kaya sakatlıkları herhalde bizim hayrımıza oldu....maç boyunca tek kelime etmeden durdum çünkü gökhan zan için , nazar değmesinden korktum, yine geldiğinden beri beğenmediğim chedjou çok iyi işler yaptı iyi bir tandem oluşturdular gökhan ile, eboue bildiğimiz gibiydi, yine acı eşiği düşük, yine temposuz, kaptan hakan balta ise hocanın verdiği taktikten olsa gerek orta sahayı pek geçmedi...

takımın müdürü sneijder'e bir de diğer müdür riera eklenince direncimiz tamamen düşmüştü ne zaman yiyecez diye bakarken Buffon çok önemli bir hata yaptı ve Drogba affetmedi.

o ana kadar herhalde izlediğim en iyi takımlardan biri idi o juve 3-5-2 düzeni ile sahayı müthiş parsellediler, ayrıca topa sert bir oyun ile bizim oyuncuları hiç döndürmediler, ikili mücadelelerin tamamını kazandılar, ancak büyük bir defans hatasından gol atabilirdik o da olmuştu.

2. devre korkunç şekilde devam etti, uzaktan atılan bir juventus şutunun tekrarını izlerken canlı yayına dönüldüğünde yeniden juventus atakları izliyorduk, nordin amrabat hamlesi hiç bir işe yaramamıştı. dakikalar geçtikçe benimde maçı kazancağımıza olan ümidim artarken önce amrabat'ın gereksiz yaptığı penaltı, arkasından yediğimiz duran top golü ile maçı kaybettiğimizi düşündüm herkes gibi, o anda sahneye yine drogba çıktı ve topu öyle bir yere indirdiki umuta topu ağlara göndermek kaldı, nihayetinde 2 pozisyon bulduğumuz maçı 2 gol ile bitirip italyanlara italyan işi yaptık....

bu bir zafer mi bilemedim? bu kadar silik bir futbol oynadığımız tamamen savunma yaptığımız bir maçı zafer olarak göstermek ne kadar doğru?

maçta dikkatimi çeken şeyse drogba'nın da tıpkı hakan şükür gibi rakip defans oyuncuları üzerinde inanılmaz bir korku salması oldu. adam hakikaten büyük topçu özellikle bugunkü terim fotoğrafından sonra 2 kat daha saygım arttı keşke bize 3 sene önce gelseydi

30 Eylül 2013 Pazartesi

Terim'in Ardından

Uzun zaman oldu yazmayalı...zor dönemler geçti hayatımda, belki de bu 2 zor yılda yüzümü güldüren en önemli etkenlerden biride Galatasaray'dı, 3 yıl önce yerlerde paspas olmuş takımı ve daha öncesinde Ali Sami Yen'deki son sezonu tribünde izlemiş birine , bir anda çehresi değişen takım ilaç gibi olmuştu, takım ile benim performansım zıt orantılıydı benim işlerim boka sardıkça galatasaray çıkışa geçti, arka arkaya 2 şampiyonluk ve rakipleri zaman zaman sahadan silen bir futbol anlayışı , şampiyonlar ligi başarısı, bunların arkasında elbette yapılan transferlerin , yeni yönetim anlayışının , tribünlerdeki değişimin, arena'nın, abdurrahim albayrak'ın etkisi vardı ancak aslan payı tek kişinindi Fatih Terim...

Evet hoca 2 sene önce takıma geldiğinde şüphelerim vardı elbet, 2. döneminde gereksiz bir sürü transfer ve onunla birlikte gelen borç yükü, basiretsiz yönetim anlayışı, gelmeyen sportif başarı...ancak hoca'da bunlardan ders çıkarmış olacak ki 3. döneminde isabetli transferler ile ligin tek büyüğü olmamızı sağlayan sistemi kurdu... dedim ya benle cimbomun grafiği ters orantılı diye çok şükür son 1 ayda rotayı baya bir topladım ve sıkıntısız bir döneme girdim aynı dönemde cimbom'da sert rüzgarlar esti, önce milli takım krizi ve akabinde gelen terim'in gönderiliş haberi, eğer daha önceki gibi olacaksa cimbom'u zor günler bekliyor demektir.


Terim'in ardından ne olacak?

Terimsiz çıktığımız ilk maç rize maçı gösterdi ki oyun anlayışımızda hiç bir değişim yok, antalyaspor maçında ki gibi gol kaçırma rekoru kırdığımız bir maç oldu, normal şartlarda 7-3 bitecek maç 1-1 bitti vesselam...
ilk kez puan kaybetmiyoruz, son kezde kaybetmedik, şampiyon oluruz olmayız bilmem ama yeni gelecek hoca - ki siz bunları okuduğunuzda belki mancini açıklanmış olacak- takımı bu şekilde oynatırsa çok zevkli bir sezonun daha bizi beklediğini söyleyebilirim, yeni gelecek hocanın terim mirası üzerinden yürümesi bu noktada çok önemli.

yeni hoca geldiğinde bi yazı daha gömerim buraya... bu daha başlangıç

7 Şubat 2013 Perşembe

11 Ocak 2013 Cuma

Adam!



Kısa boylu, toplara sert vuran adam olarak tanıdım onu,izledim falan zannetmeyin tamamen Winning Eleven’dan bahsediyorum, sonrayaratıklardan oluşan Ajax kadrosunu Championship Manager’da seçmemle devam ettiolaylar olaylar….Konsollar da ilah olup, gerçekte patlayan çok yıldız gördük,taklacı Agahowa’dan, Maxim Tsigalko’ya, Marat İzmailov’a, Pablo Aimar’a vehatta Javier Saviola’ya kadar…
İşte bu adam da o katagoriye girebilmek için gerekli olansüreçten geçti, ve parlak Ajax yıllarından sonra kendini Real Madrid’deki Hollandaçetesinin içinde buluverdi, ilk sezonda ilk 11 ‘in değişmez oyuncusuydu vetakım sezon sonunda bir süre sonra yolu türkiye’den de geçecek olan Sarı MelekSchuster yönetiminde daha da önemlisi GOD MODE ON Barça önünde şampiyonluğaulaştı,ertesi sezonda Schuster giderken Madrid Barça’nın gölgesinde kalıyor vesezonu 2. Tamamlıyordu, sezon sonunda yapılan başkan değişimi ile Real Madrid ‘de2. Galaktikos dönemi başlarken adamımız kariyerinin en üst noktasına çıkacağıçok sevgili Jose’nin takımı inter’e gönderildi.
Milano günleri sıkıntılı başlasada sezon sonuna doğruperformansını arttırdı, 2010 yılında inter sürpriz bir şekilde şampiyonlar ligişampiyonu olurken adamımızın adı o sezonun en iyi 11 ‘nde yer alıyor ve adıManchester United ile anılmaya başlıyordu, buna rağmen o Milano’da kalmayıtercih etti ve kulube bağlılığını göterdi, devam eden sezonlarda kendiperformansı düşmese de takımın performansında ki düşüş onun vitrinden birazinmesine neden oldu, belki de bu vitrinden iniş bize gelişinin sebeplerindenbiri olacak kim bilir
İnter’in sezon başında fedademesi ile ücretinden indirim yapması istenildi ancak o bunu red etti ve enkısa sürede kulupten ayrılacağı duyruldu ve günümüzde ki sürece gelindi…
Şimdi söz sende Adamım Gel Bize…!

Westanbul!!!!


GEL ULAN, KOMBİNE ALMAYANIN!!!

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails