5 Ekim 2019 Cumartesi

Fatih 6222 Terim

Blog yazılarımda giderek Hıncal Uluç kıvamına geldiğimin farkındayım, ancak Terim dönemlerinde üst üste 2 maçımızın 0-0 bittiğini cidden hatırlamıyorum, hatırlatmak isteyen beri gelsin. 

Bugünkü maça gelirsek;


Falcao, Lemina ve Luyindama'nın olmayışını cuma gününden kabullenmişken, bugün Seri'nin de gıda zehirlenmesi yaşaması - bu kadar yatırım yapılan bir adama kuru fasülye pilav mı yediriyoruz abi , yemeksepetinden bozuk tavuk mu yediriyoruz nasıl zehirlenir bu adam- takımın orta sahası için İFLAS anlamına geliyordu öylede oldu.

Allah'ın cezası 4-3-3 diziliminden vazgeçmeyen Terim bu maça özel bir trolleme daha yaparak büyük kaptan Selçuk İnan'ı -PSG maçında takımın biraz hızlı oynaması hocanın hoşuna gitmedi herhalde ki takımın hızını 0'a indirmek için Büyük kaptan Selçuk İnan'ı 11'e aldı- ilk 11'e yazdığında bu maçı izlememe kararı almalıydım evet. Zira insan kendine bu eziyeti yapmamalı.

Ama ne oldu izledim, doğu toplumuyuz , acıdan zevk alıyoruz ya gene izledim bu rezil 90 dakikayı ve artık puzzle kafamda tamamlandı.

Sanırım 10 resmi maç oldu, artık şundan eminim ki bu isim isim çok çok iyi gözüken oyunculardan sadece 4-5 tanesi gerçekten iyi futbolcu, geri kalanlar ya geçen sene son kurşunlarını atmışlar yada zaten o seviyelere hiç gelmemişler. Üstüne bir de kötü malzemeden hiç bir zaman güzel yemek yapamayan Fatih hocam eklenince bu maçla birlikte bu takımdan beklentimi tamamen sıfıra indiriyorum, zira bu takımın yetenek dışında disiplin problemleri de var.

Mariano burada futbol oynamak istemiyorsa -ki bu maçta erkenden duşunu almak için rakibin sırtına yumruk attı- sezon ortası bile beklenmeden transfer tahtası açık olan bir lige yada brezilyaya yollanabilir.

Emre Mor 94. ve 95. dakikalarda dahi topla vedalaşamıyorsa, A takımla idmana çıkması engellenip, 21 yaş altı takım ile hayatına devam edebilir.

Selçuk İnan'ın yapacağı hatanın 10 katını 16 yaşındaki Mustafa Kapının yada Abdussamed Karnutcunun yada Atalay Babacan'ın yapmasına razıyım. Troll hesaplar birde utanmadan Selçuğun ilk devre 38/38 pas isabetiyle oynadığı bilgisini verdiler, arkadaşlar bu oyun matematik değil sahada oynanıyor kağıt üstünde değil gözümüz var Allah'a şükür.

Hoca bu maçtan sonrada bir düşman yaratmak için hakeme , federasyona , ali koç'a falan sayıp söver, cezasını da alır paşa paşa tribüne geri döner. Zaten ona karışan eden , hesap sorabilen biride yok yönetimde, ceza aldıktan sonra bildiriler falan yayınlanır, mağdur edebiyatı yapılır öyle böyle sezonu yeriz.

Ama şuanda şuna çok gülüyorum.

PSG maçından sonra güzel günler yakın demişti Hoca ama başka bir şeyden bahsediyor sanırım, kendisinin şu halinin ve bu kadronun biz taraftarlara güzel günler göstermesi imkansız.

Bu arada Güzel günlerden kastım Şampiyon olmak değil , her hafta Galatasaray maçının gelmesini iple çekmek benim için güzel günler, en son bunu ne zaman mı hissettim? Terim'in 3. gelişinde 2011'de .

Her el papaz pilav yemez

Derbi maçta gösterilen savunma performansından memnun kalan Ersun Yanal kendi evindeki maça da önce yemeyelim nasılsa bir tane sıkarız kafa yapısıyla çıkınca yenen süpriz golü maç boyunca çıkaramadı.


Garry ve Moses'ın yokluğu da belki Ersun hocayı bu düzene itmiş olabilir bilemiyorum, ancak onun beklentisi Dirar ve Isla'nın önlerindeki 60 metreye çok iyi kullanması Ozan Kruse ve Tolga'nın ceza sahasına koşular atmasıydı, olmadı.

Özellikle Dirar'ın sol ayaklı olmamasından mütevellit Fenerbahçe'nin atakları sağ kanattan yoğunlaştı, yoğunlaştı yoğunlaşmasına ama ozan ve isla arasındaki uyumsuzluk hemen hemen her pozisyonda kendini gösterdi sadece bir pozisyonda isla doğru düzgün 0'a inebildi onda da penaltı itirazlarına neden olan pozisyon cereyan etti. Ancak yeni Fifa kurallarına göre bu pozisyon penaltı değildi.

Fenerbahçe'nin ilk yarıdaki uyumsuz görüntüsü bir yana Antalyaspor maça çok iyi hazırlanmış gözüküyordu, topu Fenerbahçe'ye bırakıp pozisyon alan ve hata kovalayan takım Jailson'un orta sahada kaptırılan topu kovalamaması sonucu skor üstünlüğünü de ele almış oldu. Bülent hocanın planı isviçre saati gibi tıkır tıkır işliyordu.

Ikinci yarıya Zajc-Tolga değişikliği başlayıp topu daha hızlı dolaştırıp boş alan yaratmaya ve Antalya'nın yerleşimini bozmayı hedefledi Fenerbahçe. Bu değişiklik de temelde doğru gözükse de sahaya çok da net yansımadı. Bu bölümde Antalyaspor Fenerbahçe'nin plânlı olmayan ataklarına karşı yerleşiminde boşluk vermedi. Antalya boşluk vermediği gibi Fener kalesinde tehlikelerde yarattı ancak kaleci Altay kalesinde devleşen kurtarışlar yaptı.

İkinci devre bize bir kez daha gösterdi ki Zanka açık alan savunmacısı değil, Ankaragücü'nün zorladığı defans hattını çok iyi çalışan Bülent hoca takımına ince dokunuşlar yaparak -ki Antalyaspor'un kadro kalitesi gerçekten çok kötü- galibiyeti tattırmış oldu. Bülent hocanın geçen sezondan bu yana bu takımla başardıkları mucize gibi.

Fenerbahçe rakiplerinin avrupa mesaisinde bu kaybettiği puanları çok arar ben söylim, Ersun hoca garry ve moses 'ın olmadığı maçta ferdi'yi oynatmayacakta ne zaman oynatacak, bu çocuk zafer purosu olsun diye alınmadı en nihayetinde. 

Ve son olarak Fener bu maçı kazansaydı net bir mesaj vericekti Galatasaray'a o mesajı yollayamadı yarın Galatasaray galip gelirse, rüzgar bir anda Galatasaray tarafına geçebilir.

2 Ekim 2019 Çarşamba

Bir Umuttu Yaşatan İnsanı

Hiç bi kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız bayramdı
Bir umuttu yaşatan insanı
Aldım elime sazımı


Nejat Yavaşoğullarının yazıp besteleyip Bulutsuzluk Özleminin yorumuyla dinlediğimiz enfes eser gibi bir Galatasaray var bu sezon. Her maça büyük umutlar, büyük beklentiler ile hazırlanıp, maç sonrasında hüsranı yaşıyoruz.

Kağıt üzerinde içerdeki PSG maçı umut etmediğimiz, hayal kurmadığımız, fikstürde yokmuş gibi davrandığımız maçtı. Ama oynanan oyun bu takımdan umutlanmamız için bir kaç sebep sundu.



İlk 11 ' ler açıklandığında twitter Türkiye gündeminde 4-4-2 neredeyse ilk sıraya kadar yükselmişti, ancak sahaya çıktığımızda savunmada 5-3-2 hücumda ise 3-5-2 dizilişi ile sahaya yayılıyorduk. Maçın ilk 15 dakikası da bu yeni sistemin doğum sancılarını çekerek arka arkaya pozisyonlar vererek geçti ancak 15 dakikadan sonra takım yavaş yavaş sisteme adapte oldu, ilk 15 'de kaptan Muslera yaptığı kurtarışlarla takımı ayakta tutarken, 15. dakikadan sonra Seri ondan beklediğimiz oyunu yavaş yavaş ortaya koydu ve N'zonzi ile berabere yavaş yavaş orta saha hakimiyetini almaya çalıştı. Almaya çalıştı diyorum zira iki takım arasında fersah fersah kalite ve oyun ezberi farkı vardı. Ancak PSG'nin maçın geri kalanında kalemizde hegomonya kuramaması bizim için sevindiriciydi.

Maçın 2. devresinde beklenen golü yedikten sonra takımın hücumda neler yapabileceğini de test etmiş olduk, ve ne yazık ki bu güzelim orta sahaya eşlik edecek bek oyuncularımızın olmadığını bir kez daha gördük. Yuto savunma görevlerini vasat seviyede ifa ederken, her hücum çıkışında saçma sapan ortalar kesmeye devam ederken, Gariban Reis Mariano artık yaşınında getirdiği atletizm yoksunluğu ile hücuma gerekli desteği veremedi.

Ayrıca Babel ben merkezli oyununa devam ederken, Falcao'nun bu maçtada ceza sahası içerisinde topla buluşturulamaması ve Belhanda'nın oyun liderliğini alamaması gol yollarında etkisizliğimizin sürmesine nedenler olarak gösterilebilir. Ancak bunlar aşılamayacak sorunlar değil!

Maçın çok analiz edilecek bir tarafı yok, beklenen sonuç oldu, bu saatten sonra taraftar olarak yapmamız gereken hocaya güvenip, bekler olmadan merkezden hücum planları oluşturabilen bir takım inşaa etmesi, yapabilir mi? Elbette yapabilir...


29 Eylül 2019 Pazar

Sabır taşı


Nereden başlasam inanın bilmiyorum?


Maç öncesi yazısında öngördüğümden daha da güvenlikli bir 11 çıktığı derbide 3 puanı kaçıran taraf oldu Fenerbahçe. Sanırım Ersun Yanal’da Galatasaray’ın bu kadar pasif kalacağını tahmin etmiyordu, gerçi cezalandırmak için gereken hamleyi yaptı ancak Deniz Türüç iyi gününde değildi.




Stoperlerin aksama ihtimaline karşı Emre ve Gustavo’yu ön stoper denilebilecek şekilde oynayıp Tolga ve Ozan’ı merkeze yardıma getirdi. Ortada oluşan kutunun içinde Belhanda -zaten maskeden bir şey göremiyor- etkisiz kaldı. Hücum planıda Max Kruse hariç doğru işledi, ki ben Kruse’nin kilit oyuncu olduğunu belirtmiştim. Vedat Muriqi özellikle Marcao ile her ikili mücadelesini kazanırken , Luyindama’yı da baya hırpaladı. Havadan yerden her topu saklayan vedat’ın açtığı kanallara Tolga Ciğerci ‘nin girmesi Galatasaray adına şanstı.





Galatasaray’a gelmek istemiyorum zira ağır konuşmam gerek.




Galatasaray'ın maç sonunda oyuncularının ortalama pozisyonları yukarıdaki gibiydi. Neredeyse 2 ay geçmesine rağmen-hadi transferler geç yapıldı diyelim 1 ay- ortaya 1 dakika bile iyi futbol ortaya konulmadı. Nereden çıktığını, kimin bu takıma empoze ettiğini anlayamadığım 4-3-3 aşkı - bu maçta daha da saçmalayarak 4-1-4-1 gibi bir dizilim ile sahaya çıkılmıştı, düşünülen Galatasaray ‘ın topa sahip olarak pas futbolu oynaması- ben demiyorum basın toplantısında levent hoca söyledi- idi. Ancak takımda en iyi pas atan oyuncu Seri tribüne gönderilmesinin ve Yine pas futbolu oynayabilmek için en önemli şey topsuz mobilite iken babel, Feghouli gibi kara delik 2 oyuncu ve yuto gibi bir bek ile sahaya çıkmanın mantığını bize birisinin anlatması gerekiyor. Realitede sahaya çıkan 11’leri gördüğümde en azından top bizde kalmayacak zaten topla oynayamıyoruz kontra yakalarız diye düşünüyordum ancak Falcao ‘nun belki 1.000 kere gösterdiği defans arkası koşularına 1 kere bile pas atılmaması sebebiyle Fenerbahçe’yi gafil avlayamadık, forvete pas atılmasını geçtim , defansa yardım etmeyen, atılan her topu içeri çekip vurmaya çalışan Babel’e göre takım dizayn etmişiz. Uzun süredir bu kadar sinirlendiğim bir maç olmamıştı, artık takımdan bir hareket bekliyordum ama inanılmaz hayal kırıklığı oldu, ve bu sistemle devam edildiği sürece hayal kırıklığı devam edecek. Hocanın acilen formsuz babel ve Feghouli yi kenara alıp 4-4-2 ‘e dönmesi ve baskılı sürekli pres yapan Galatasaray genlerine geri dönmesi gerekiyor.

28 Eylül 2019 Cumartesi

Galatasaray-Fenerbahçe Maç önü

Sezonun en çok heyecan yaratıp hiç bir şey vermeyen dönemine yani Fenerbahçe-Galatasaray derbisine geldik. İki takımda 2013 yılından bu yana oynanan derbilerde güzel futbol gösteremediler, işin ilginci 2000'li yılların başlarında futbol açısından fukara olan maçlarda gerginlik olur kavgası dövüşü vs. konuşulurdu, son yıllarda bu da ortadan kalktı, iki takımda birbirinden korkarak, çekinerek, önceliği gol yememek olarak sahaya çıkıyor.

Sezonun henüz 6. haftası olmasına rağmen sezonun gerisi açısından kazananın büyük bir rüzgar yakalayacağı aşikar özellikle Beşiktaşın yönetim, teknik direktör Trabzonspor'un da sakatlık sıkıntısı çektiği bu sezonda şampiyonluğun bu 2 takımdan birine gideceği %99 ihtimal gibi bir şey dolayısıyla bu maçında bize güzel futbol vaad etmeyeceğini peşinen söyleyebiliriz. Temaşa açısından Pazar günü oynanacak Trabzonspor-Beşiktaş maçı daha vaatkar.



Saha içerisine gelirsek, evet yukarıda görüldüğü gibi maç başlangıç takımları bekliyorum. Galatasaray Stoperlerini ve beklerini de orta sahaya yaklaştırarak alanı daraltıp ilk dakikalarda büyük bir baskı kurmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Fenerbahçe'nin bu baskıyı kırmak adına Gustavo-Emre-Tolga 3'lüsü ile merkezi tutmaya çalışıp, Gustavo ve Emre'nin uzun topları ile Kruse Tolga ve Moses'i koşturmayı planlayacaktır.

Son yıllarda Şampiyonlar Ligi'ni esas alıcak olursak - ki büyük liglerde de böyle- büyük maçlarda topa daha az hakim olan takımların istediği sonuçları aldığını görüyoruz, bunun en temel sebebi topa hakim olunduğunda topa mahir oyuncularınız yoksa hata yapma ihtimalinizin artması ve kaptırılan topların 3-4 pas ile hemen kalenizde pozisyona dönüşmesidir. Ayrıca organize hücum etmenin organize savunma yapmaktan çok daha fazla tekrara ihtiyaç duyması bir başka neden olarak gösterilebilir.

Bu kadar genel futbol kelamı ettikten sonra maç özelinde Galatasaray'ın maçı kazanacağı tek senaryo geçen seneki gibi 2-0 öne geçmesi olarak gözüküyor, her ne kadar geçen sezon maç 2-2 ' e gelse de bu sezon ki kadro böyle bir avantajı elinin tersiyle itmez, doğal olarak Galatasaray ne yapıp edip ilk devrede dengeyi bozmaya çalışacaktır.

Fenerbahçe ise skor ne kadar süre eşit giderse avantajını o kadar arttıracaktır, hatta ve hatta Ersun Yanal 60. dakikaya 1-0 geride girilmesini bile kabul edebilir, nihayetinde inanılmaz formsuz durumda olan Fatih hocanın oyuna müdahalede geciktiği yada yanlış müdahale ettiğini bu sezon bir kaç kez gördük. Dolayısıyla yarın ki maçta Max Kruse Fenerbahçe için maçın en kritik adamı olarak ortaya çıkıyor, geri dönüşlerde adam paylaşımı doğru yapılmazsa Kruse'nin bunun cezalandırabileceği apaçık ortada.

Ezcümle, yarın ki maçın ne kadar eğlenceli olacağı tamamen Galatasaray'ın temposuna bağlı, o temponun artması içinde teknik-taktikten ziyade Türk Telekom Arena tribünlerinin çok formda bir maç geçirmesi gerekiyor, zira Galatasaray'ın bir numaralı silahı ne yazık ki sahada değil Tribündeki taraftarı. 

24 Eylül 2019 Salı

Üçlü Forvet #13. Bölüm : Fikret Orman ! Ve Avrupa'da Takımlarımız

Fikret Orman'ın istifası ve bu hafta oynanan Avrupa maçlarını ve lig maçları hakkında keyifli bir sohbet geçirdik. Keyifle dinlersiniz umarım.


23 Eylül 2019 Pazartesi

Eski Sevgiliden Hayat Öpücüğü

beşiktaş başakşehir ile ilgili görsel sonucu

Hafta içindeki Avrupa Ligi mesaisinin ardından Pazartesiye sarkan fikstürden takımların durumları itibarıyla Beşiktaş-Başakşehir maçını tercih etmiştim, ancak ilk devre uyumamak için kendimi çekirdeğe vermek zorunda kaldım. Öyle ki devre arasında Metin Tekin, Önder Özen ikilisi ilk devre hakkında ne diyecek diye merak ederken Önder hoca " ilk devrede değerlendirilecek bir futbol yoktu" cümlesiyle beni doğruladı.

2. devreye Başakşehir oyuncu kalitesini bir tık daha sahaya yansıtmaya başlayınca oyunda kontrolü ele geçirdi. Tehlikeli olmasa da atak yoğunluğunu arttıran Başakşehir defanstan seken bir İrfan Can şutunun Crivelli'nin önünde kalmasıyla 0-1 öne geçti. 

Skorunda aleyhine dönmesiyle Beşiktaş takımında mental çöküş dikkat gözle görülürken, tribünlerden Fikret Orman protestoları ve Sergen Yalçın tezahüratları yükseliyordu. Şuursuzca hücum eden Beşiktaş'a karşı tıpkı dünkü Galatasaray gibi Başakşehir'de bir çok kontra atak şansı yakalarken son paslardaki beceriksizlikleri sebebiyle maçı koparamadı. Maçın ilerleyen dakikalarında Okan Hocanın yaptığı her değişiklik Beşiktaş baskısına davetiye çıkarır cinstendi. Demba Ba, Mehmet Topal, Arda Turan gibi fiziksel olarak bitik oyuncular sebebiyle Başakşehir'de hareket edebilen oyuncu sayısı 1 elin parmağını geçmeyecek sayıya indi. Arda Turan o kadar etkisizdiki oyunda kaldığı 10 dakikada ayağına top dahi değmedi. Bu kadar olumsuzluğa rağmen Başakşehir yine de maçı kazanabilecek durumdayken Epureanu'nun gereksiz bir müdahalesinin penaltıyla sonuçlanması 2 puanın kaybolmasına, Abdullah Avcı'nın Beşiktaş'ın başındaki ömrünün 1 hafta daha uzamasına neden oldu.

Maçın hakemi Suat Arslanboğa son dönemlerde izlediğim en kötü hakem yönetimlerinden birini gösterdi, kartları doğru kullanamadı, sürekli yanlış kararlar verdi.

Beşiktaş'ın yeni transferi N'kodu normalde Beşiktaş kapalısının nefret edeceği tipten sürekli kendini yere atıp onlarca takla atan bir tip, birinin uyarması lazım.

22 Eylül 2019 Pazar

Kulübenin Verdiği Puanlar

Şampiyonlar ligindeki Brugge deplasmanının ardından Malatya deplasmanında maç öncesi genel kanı Galatasaray'ın puan kaybetmesi yönündeydi ancak öyle bir maç oynandı ki maçın sonunda Galatasaray adına çok rahat kazanılabilecek bir maçta bırakılan 2 puan oldu.

 

Galatasaray Falcao, Feghouli, Belhanda'nın olmadığı hem rotasyonlu hemde daha önceki maçların aksine merkezi kalabalık tutan yukarıdaki diziliş ile çıktı. Hücumlarda Babel ve Adem sürekli yer değiştirerek savunmayı dağıtırken Ömer Bayram Yuto'nun kanadına yanaşarak pozisyon üretmeye çalıştı nihayetinde Galatasaray golü de Ömer'in çizgiye inip açtığı ve Seri'nin bomboş vurduğu kafa vuruşundan geldi. İlk devrede Galatasaray adına göze çarpan en önemli özellik diğer maçlarda olduğu gibi Ömer bayram'ın orta sahaya kattığı büyük dinamizmdi . 
Golden sonra daha ortodoks bir 4-5-1 dizilimi ile sahayı parselledi Galatasaray. Hücum tercihlerinde Nagatomo'nun olduğu sol tarafı tercih ederken yine Malatyaspor'da maçın sonuna kadar yapacağı gibi Galatasaray'ın sol tarafına hücum etti ve gol de oradan gelecekti.


Levent hoca Yuto'nun ilk yarıdaki performansından memnun kalmamış olacak ki ikinci devre Galatasaray orta sahasının dinamosunu çok verimsiz olduğu Sol beke çekerek başladı, Yuto yerinede Lemina'yı sahaya sürdü ve Galatasaray bu sezon ısrarla denediği 4-3-3 dizilimi ile başladı. 

Bu değişiklik Sergen hocanın ıslak rüyalarında görebileceği kadar güzel bir değişiklikti çünkü hem Lemina, Babel sol tarafa yardıma gelmiyordu, hem Ömer'in orta sahadaki dinamizmi ortadan kalkıyordu, hemde çok verimsiz bir sol bek Ömer Bayram ile Guilherme başbaşa kalıyordu. 

Buna rağmen Malatyaspor yaratıcı oyuncu eksikliğinden dolayı net pozisyonlar yakalayamadı, ve yakalayamadıkça arkada pozisyonlar vermeye başladı, ancak özellikle 2. devre inanılmaz verimsizleşen Adem Büyük, yorulan Andone ve laubali Babel ileri hattı Galatasaray'ın yakaladığı 2 net gol pozisyonunu harcadı. Bu dakikalarda oyun Falcao diye bağırırken Levent Hoca Falcao'yu 90. dakikada skor 1-1 olduktan sonra oyuna aldı. Hiç almasaydın be hocam adamı da soyundurdun o kadar niye zahmet ettin.

5 hafta ve 7  resmi maç geride kalmışken Galatasaray ortaya müşahhas bir oyun planı sunamadığı gibi bunun kıvılcımını dahi veremedi. Hoca artık zırt pırt ceza alacak açıklamalar yapmaktan vazgeçsin yada o benche kendi kalibresinde oyun okuyabilecek birini koysun zira elimizdeki maçları vermekten artık sıkılmaya başladım. Önümüzdeki hafta sezonun ilk kırılma maçı olacak taraftar bu zamana kadar sabretti ancak Eylül sonu artık geldi Fener karşısında sadece galibiyet yetmez sürklase edecek bir futbol görmek istiyorum! 

21 Eylül 2019 Cumartesi

Ozan'la kazanan Ozan'la Ölür

Hafta içi mesaisi bulunmayan Fenerbahçe kendi evinde zorlanarak Ankaragücü'nü geçti, bireysel anlamda Ozan Tufan'ın yıldızlaşması orta saha ve defanstaki yapısal sorunların üstünü örterse Fener için sezon daha zor geçer.


Fenerbahçe maça yukarıdaki gibi sahaya yayılarak başladı, İlk 15 dakikadaki görüntü Ankaragücü bireysel hata yapmadan Fenerbahçe’nin gol atamayacağı yönündeydi zira Kruse dışında üretici oyuncu sıkıntısı ciddi manada yaşanıyordu. Ankaragücü derinde bekliyor ve  iki oyuncu ile kontra yakalamaya çalışıyordu, maçın o anlarında  Fenerbahçe’nin stoperleri hata yapmaya yakın gözüküyordu ki önce Zanka hata yaptı Ankaragücü golü geldi peşine Korcan boşa çıktı ve skor eşitlendi.



ilk devrede Fenerbahçe orta sahasında Luiz Gustavo ve MAX kuruse  görevleri çok net belli iken Tolga Ciğercinin özellikle hücumda ne yaptı anlamak zordu. Fenerbahçe orta sahayı desteklemek adına hücuma çıkışlarda Ozan Tufan’ı ve Dirar'ı orta saha merkezine kaydırıp  Rodriguez’i ve deniz Türücü ayakları çizgiye bastıracak şekilde oynatarak alanı genişletmeye çalışıyordu. İlk devrede Kruse ikinci forvet olarak ceza sahasına sık sık girdiğini de gördük.


Rodriguez’in sakatlanmasının ardından Fenerbahçe yukarıdaki dizilim ile ilk devreyi bitirirken. İkinci devreye başlarken Ersun Yanal Rami'yi çıkartıp riski alıp Jailson'u da oyuna aldı. 






Fenerbahçe sahada nicelik olarak fazlaca merkez orta saha oyuncusu barındırsada, oyun anlamında alınan riskler ve geri dönüşlerde yaşanan problemlerden dolayı orta sahalar çabuk geçilmeye başlanmıştı ve Fenerbahçe savunma hattı arkada geniş bir boşluk bırakarak oynuyordu. Bu anlarda Ankaragücü orta saha oyuncuları son pasları iyi verebilse -ki maçın sonunda skoru korumaya çalışan Fenerbahçe'ya karşı daha iyi paslar verdiler- Ankaragücü üstünlüğü alabilirdi ama olmadı, ve topla çıkmaya çalışılan bir hücumun başlangıcında şok preste Emre'nin kaptığı top Kruse'ye gitti oda çalımı yapıp Vedat'a gol olcak ortayı kesti.


Fenerbahçenin oyun anlamında mutlu ettiğini sanmıyorum ama özellikle Ozan Tufan'ın performansı takdire şayandı. Ancak iç saha maçlarında bu tarz yıldızlaşan performanslar ile maç kazanılabilirken deplasmanlarda Fenerbahçe daha çok puan kaybeder.
x

18 Eylül 2019 Çarşamba

Brugge

Avrupa'nın en güzel kentlerinden biri ayrıca en troll kentlerinden biridir Brugge. 2010'da ki interrail duraklarımdan biriydi, kente adım attığımda sokaklarda insan görememiştim, hostel görevlisine neden sokakta öğlen vakti hiç insan olmadığını sorduğumda "dün gece kentte büyük bir parti vardı herkes uyuyordur " cümlesi ile beni dumura uratmış akabinde otel lobisinde çalan Emrah-Elin narin şarkısı ile troll seviyesini üst noktalara çıkaran, gitanes sigarasını enfes belçika çikolatası eşliğinde tüttürebileceğiniz, endülüs soslu patates kızartmasının dibine vurulan   her faninin ziyaret etmesi gereken bir kent vesselam.

Galatasaray 2019-2020 Şampiyonlar Ligi grup aşamasının ilk maçında bu özgün kentteydi, pek tatmin etmeyen oyun ve 1 puan ile İstanbul yoluna şu dakikalarda çıktı.


Maça yukarıdaki gibi savunma güvenliği öncelikli bir anlayışla çıkmıştı Fatih hoca ilk 10 dakikadaki baskı hariç pas yaparak ilk devrenin geri kalanını kontrol etmeye çalıştı ve görece başarılı oldu diyebiliriz. Takım hücum etkinliği gösteremedi belki ama %55'i geçen bir yüzde ile topa sahip olarak ciddi bir baskı yemedi. Ancak özellikle Yuto'nun çıktığı 3 hücumda, Yuto'nun her zamanki gibi isabetsiz bir ortasının akabinde Brugge takımı topu kaptıktan sonra Yuto'nun arkasına atılan 3 top ile net gol pozisyonları yakaladı. Bek performansımız dip yaparken, beklerin bu isabetsiz ortalarını Seri yeterince sert olsa teker teker toplar yada Brugge'un bu dönen topları bu kadar rahat oynamasına müsaade etmezdi, Seri'nin sertleşmesi gerekiyor.

İkinci devrenin hemen başında bir 2'li mücadelede gözüne darbe alan -ki maç öncesinde kondisyonunun 60 dakika olduğu rapor edilen - Lemina'nın yerine Emre Mor oyuna dahil oldu ve Galatasaray dizilimi aşağıdaki gibi oldu.


Beklenmedik bir biçimde bu dizilim Brugge takımına inanılmaz ters geldi özellikle Emre Mor'un beyinciksiz bir bıldırcın misali yaptığı driplingler Brugge sol kanadını zorladı. Bu bölümlerde daha etkin bir Falcao olsa gol bile gelebilirdi ancak Falcao bu maç çok kötüydü, maç sırasında Falcao diye Burak Yılmaz'ı mı aldık herif ofsaytta uyuz köpek gibi kaşınıyor cümlesi ağzımdan dökülü verdi. Yeni dizilimden sonra orta sahaların biraz düşüp git gele dönüşen maçta gol atmaya kimse muvaffak olamadı ve maç başladığı gibi bitti.

Futbol açısından beklentilerimin yine karşılanmadığı -hatta yenmemiz gerektiğini düşündüğüm bir maçtan 1 puan alarak Avrupa Ligi biletini cebimize koymuş olduk, ancak Fatih hocanın bu ham madenlerden oluşan kadroyu bir sarraf zerafeti ile işleyip göz kamaştırıcı bir ziynet haline getirmesi için epey uzun bir yol gözüküyor.  


Bunlarda İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails